YUSUF iSLAM (CAT STEVENS)

Added 4/4/2009

hakyoluislam_asan1jx0.jpg

 

YUSUF İSLAM (CAT STEVENS)

 

 

Doğum tarihi: 21 Temmuz 1948
Doğum yeri: Londra / İngiltere
Mesleği: Müzisyen

 

Cat Stevens (asıl adı Stephen Demetre Georgiou (21 Temmuz 1948)) şarkı sözü yazarı ve müzisyen. Müzik kariyerinin başlangıcında Cat Stevens ismini almıştır. 1977 yılında Müslüman olmuş ve bundan iki yıl sonra da Yusuf İslam adını almıştır..

Cat Stevens ismiyle tanınmaya başlayan Georgiou, çoğu 1960`lı ve 1970`li yıllarda olmak üzere 60 milyondan fazla albüm satmıştır. “Wild World”, “Morning Has Broken”, “Peace Train” ve “The First Cut Is the Deepest” gibi ünlü parçalarıyla hatırlanır.

1976 yılında geçirdiği kazadan 1 yıl sonra İslam dinini seçmiş ve 1979 yılında Yusuf İslam ismini almıştır.

 

HAYAT ÖYKÜSÜ

Çocukluğu ve gençliği: 1948′de doğmuş, Rum bir babanın ve İsveçli bir annenin üçüncü çocuğu olan Cat Stevens’ın asıl adı Steven Demetre Georgiou’dur.

Babası Yunan Ortodoksu olmasına rağmen Steven bir Katolik okuluna gitti. 8 yaşındayken annesi babası boşandı, bir süre beraber yaşadılarsa annesi oğlunu alıp İsveç’e döndü. 16 yaşındayken okulu bıraktı, daha sonra Sanat Okulu`na girdi ama oradan da ayrıldı.

İlk hit parçasını ve albümünü 18 yaşındayken yaptı. “I Love my Dog” şarkısı Cat Stevens’ın doğuşu anlamına geliyordu. 1966 yılında Matthew and Son albümünü piyasaya sürdü. Bu dönemde Cat Stevens ismini aldı. 1967′de yayımlanan New Masters albümü fazla tutulmadı, bu albüm sonradan birçok kişi tarafından yorumlanan The First Cut Is the Deepest parçasıyla hatırlanır.

1968′ların başında 19 yaşındayken Stevens tüberküloza yakalandı. Aylarca hastanede yattığından müziğe tekrar dönmesi 1970`i buldu.

1970′de yayımladığı folk müzik temeline oturtulmuş, önceki albümlerinden de biraz farklı sayılan Mona Bone Jakon yayımladı. Bu albümde o dönemki aşkı Patti D’Arbanville için yazılmış (daha sonra bir klasik halini alan) “Lady D’Arbanville” parçası da yer alır. Cat Stevens, 1970`in ikinci yarısında yayımladığı uluslar arası bir başarı yakalayan Tea for the Tillerman albümüyle yoluna devam etti. Wild World parçası bu albümdeki en beğenilen ve popüler parça oldu.

Kendine has bir müzik oluşturan Stevens 1971`de çıkardığı Teaser and the Firecat albümüyle başarının tadını çıkarmaya devam etti. Bu albümde “Peace Train”, “Morning Has Broken” ve “Moonshadow” gibi birçok hit parça yer alıyordu.

1970`li yıllarda yeni albümler yayımlamaya devam etti.

Müslüman oluşu: 1976 yılında bir kaza sonrası boğulmak üzere olan Cat Stevens, Tanrı`ya kurtarması için yalvarmaya başladı. Yıllar sonra VH1 kanalında o anı şöyle anlattı: “Bir anda kendimi tuttum ve “Oh Tanrım, eğer beni kurtarırsan senin için çalışacağım, dedim”. Bu ölüme yakın deneyim onun ruh halini değiştirdi. Kardeşi David, kudüste bir camide görüp ve içimi rahatlatı diyerek aldığı kur’anı cat Stevens’a hediye etti ve Stevens`ın İslamiyet`e geçişi başlamış oldu. 1977 yılında Müslüman olarak Yusuf İslam adını aldı.

Değişimini ilerleyen yıllarda müzikle uğraşmayı bıraktı. Sahnelerden uzaklaştı, hatta müzik şirketlerinden artık albümlerinin dağıtılmamasını rica etti fakat bu talebi reddedildi.

Şu an karısı ve beş çocuğuyla birlikte Londra’da yaşamaktadır.

 

Albümleri:

Cat Stevens adıyla
Cat Stevens`ın son pop albümü Back to Earth (1978)Matthew & Son (1966)
New Masters (1967)
Mona Bone Jakon (1970)
Tea for the Tillerman (1970)
Teaser and the Firecat (1971)
Catch Bull at Four (1972)
Foreigner (1973)
Buddha and the Chocolate Box (1974)
Saturnight (Live in Tokyo) (1974)
Numbers (1975)
Izitso (1977)
Back to Earth (1978)
Majikat (2005)
Gold (2005 derleme)
Birçok derleme ve antoloji..

Yusuf Islam adıyla The Life of the Last Prophet (1995)
I Have No Cannons that Roar (1998)
Prayers of the Last Prophet (1999)
A is for Allah (2000)
I Look I See (2003)
An Other Cup (2006)
Konuyla ilgili diğer Wikimedia sayfaları :

Müslüman olunca gitarını bırakan Cat Stevens yeniden müziğe döndü
Yusuf ‘İslam’ reformu
Önce müzik vardı, din yoktu. Sonra din geldi, müzik yok oldu. Şimdi hem din var, hem müzik… Yusuf İslam’ın değişim macerası…
Yusuf, nasıl İslam’a döndü?


Ünlü bir pop yıldızıyken 27 yaşında bunalıma girdi. Kur’an’la tanıştı ve “Aradığımı buldum” dedi
    Gençliğini 1970′lerde yaşayanlar onu çok iyi anımsıyorlar: Cat Stevens o yılların süper starıydı. Plağının bulunmadığı ev yok gibiydi. Besteleri daima liste başıydı. İsa suretlerini andıran Rum asıllı bu İngiliz genç, gitarından yankılanan duygulu şarkılarıyla zirveye yerleşmişti.
    Cat Stevens 1970′lerin sonlarına doğru aniden ortadan kayboldu. Ardından Müslüman olduğu haberi yayıldı. Hayranları şok oldular. Plakları hâlâ kapışılırken o kendini unutturdu. Londra’da bir ilkokul açıp din eğitimi vermeye başladı. Dünün süperstarı artık Müslüman’dı. Yeni yaşamıyla birlikte, yeni bir yüz ve yeni bir isim de edinmişti:
    Yusuf İslam…
   
    Diz dize
    Yıllar önce 32. Gün için onunla Londra’daki okulunda buluştuğumda gözlerime inanamamıştım.
    Plaklarını hâlâ saklayıp dinlediğim star, şimdi uzun entarisi, başında sarığı, ayağında terliği, cebinde telefonu ile Usame Bin Ladin’i andırıyordu.
    Sesi, dalgalı saçları ve gözleri olmasa bu 45′lik müminin, Cat Stevens olduğuna inanmak imkânsızdı.
    Üstelik söyleşi boyunca o da kendisinin Cat Stevens olmadığına beni inandırmak için çırpınıp durmuştu.
    Tuhaf bir durumdu:
    Ben onun bir kalemde silip attığı (renkli) gençliği(miz) için hayıflanırken o da Türklerin bir kalemde silip attığı (İslami) geçmişine ağıt yakıyordu.
    Yerde bağdaş kurup diz dize oturduk.
    Ve onun nasıl Müslüman olduğunu dinlemeye koyulduk:
   
    “Aradığımı Kur’an’da buldum”
   

İslam’ı seçmeden önceki yaşantınız nasıldı, bir süperstar olarak mutlu değil miydiniz?
    İslam’dan önceki hayatım tamamen Batı tarzındaydı. Batılı eğitim almıştım. Maddi başarılar peşindeydim. Kısa zamanda müzik alanında bu başarıyı yakalamıştım. Büyük kitleler önünde, çığlıklar atan genç kızlara şarkılar söyledim. Çok kazanıyor ancak anlık yaşıyordum. Bu yaşam aynı zamanda benim sonumu da hazırlıyordu. Şov dünyası içindeki ilk yılım sonunda verem oldum. Bunun üzerine hayatımı yeniden düşünmeye başladım. Arayış içindeydim. Bütün dinleri ve ‘izm’leri inceledim. Şöhretim bir yandan büyüyordu ama o büyüdükçe ben daha da içime kapanıyordum. Uyuşturucu dahil her şeyi denedim, ama ruhumun derinliklerinde aradığım o huzura bir türlü kavuşamıyordum. Sonunda 27 yaşımda Kur’an’la tanıştım. Kardeşim Kudüs’e gittiğinde bir camiyi ziyaret etmiş ve müthiş etkilenmişti. Onun getirdiği Kur’an’ı okuyunca aradığımı bulduğumu anladım.
   
    “Yusuf için ağladım”
   

Sizi en çok etkileyen ne oldu?
   

Kur’an sanki doğrudan bana konuşuyormuş gibiydi. Sanki bedenimden, ruhumdan, düşüncelerimden haberdardı. Adeta durumumu biliyordu. Korkularımın, endişelerimin farkındaydı. Herbir bölümü bitirdiğimde yıllardır cevap aradığım soruları Kur’an’ın çoktan yanıtladığını gördüm. İçinde özellikle hatalar aradım, bulamadım. Sonunda anladım ki asıl hataları olan benim… Kur’an ise mükemmeldir.
   
    Neden kendinize Yusuf ismini seçtiniz?
   

Kur’an’daki bir sureden esinlendim. Açıkçası Hz. Yusuf’la ilgili bölüm beni çok etkileyen bölümdü. Yusuf Aleyhisselam bir semboldü. Allah onu pekçok dönemlerden geçirmiş, bir dönem felaketlerle karşılaştırmıştı. Ama sonuçta Yusuf, selamete ermişti. Bu bölümü okurken ağlamaya başladım. O anda kalbim İslam’a açıldı.
    Yusuf İslam 1977 yılında Londra’daki Merkez Camii’ne giderek Müslüman oldu. Oradakilerden ibadeti ve dinin gereklerini öğrendi. Fazla öne çıkmamaya gayret gösterdi. İlk zamanlar müzikten tamamen kopmamıştı. Televizyonlarda hâlâ konserleri birbiri peşi sıra yayınlanırken bir soru beynini kurcalamaya başladı:
   
    Müzik mubah mı?
   

 İslam’da müziğe yer var mı?
   

O zamanlar müziğin İslam’daki yerini araştırırken vardığım nokta şuydu: Eğer şarkı sözleriniz günahkâr değilse müzik yapmaya dinen bir engel yoktur. Kur’an bir yasak koymuyordu. Hatta Hz. Peygamber tersine, yolda, işte, düğünde hatta savaşta şarkı söylenmesini teşvik ediyordu. Ama bugün müzik, Hz. Peygamber’in sözünü ettiği türde şarkı söylemenin çok ötesinde bir sektöre, dev bir endüstriye dönüştü. İbadeti engelleyen bir ticaret haline geldi. Bu yüzden sonunda müziğin aleyhinde bir yoruma vardım.
   
    Müziği inançlarınız doğrultusunda kullanmak mümkün değil mi?
   

Bu hep cevabını aradığım bir soru. Kendime hep şunu soruyorum: ‘Bunu Allah için mi yapıyorum, yoksa kendim için mi?’ İşte bu noktada kendimi rahat hissetmiyorum. Belki hiçbir zaman profesyonel olmamış, plaklar yapmamış, şöhrete ulaşmamış biri için normal olabilir ama ben müzikle tatmin olmak ve müzikten para kazanmak konusunda öyle eğitildim ki bu özel durumum nedeniyle müzik konusunda tutucu davranıyorum.
   
    Müziği özlüyor mu?
   

Yine de Yusuf İslam müziği tamamiyle bırakmadı, İlahiler için yeniden stüdyoya girdi. Satış gelirlerini İslami örgütlere akıttı. Yardım konvoylarıyla kimi zaman Afganistan’da, kimi zaman Bosna’da göründü. Dünün pop yıldızı eskiden konser verdiği alanlarda artık vaaz da veriyordu.
    Laik hayranları Cat Stevens’ın plaklarını hâlâ inatla dinlerken Yusuf İslam’a garipseyerek bakıyorlardı. İşin komik tarafı Yusuf İslam da hâlâ Cat Stevens dinleyen eski hayranlarına garipseyerek bakmaktaydı.
    Röportajdan sonra, bir arkadaşımın yolladığı plağını imzalamasını istedim; “Artık imzalara inanmıyorum” diye reddetti.
    Hiç eski plaklarını, şarkılarını ya da gitarını özleyip özlemediğini sordum.
    “Hayır” demedi.
    “Pek özlemiyorum” dedi.
    Nitekim sonunda yeniden gitarına dönecekti.
       
   “Batı’nın geleceği İslam”
   

Yusuf İslam’ın Londra’daki ilkokulunda öğrenciler İngiliz eğitiminin yanı sıra çok sıkı bir İslam eğitiminden de geçiriliyorlar. Avrupa’nın gelecekteki Müslümanlarının temelleri bu okulda atılıyor. Yusuf İslam, ileride İslam alimi ve eğitmeni yetiştiren bir üniversite düşlüyor.
   
    Peki İslam’ın Batı dünyasında geleceği olabilir mi?
   

Batı dünyasının geleceği İslam’dır. Çünkü diğer dinlerin değişen zamana uyması zor. Oysa İslam, her döneme uyarlanabilecek genel ilkelere sahiptir. Bugünkü modern dünyada develer yerine arabalarımız, uçaklarımız var, ama ulaşım ulaşımdır. Yapılacak iş İslam’ın koyduğu ilkeleri günümüz koşullarına uyarlamaktan ibarettir.
   
    Yani siz Batı tipi bir demokrasiye inanmıyorsunuz.
   

Batı’da bile demokrasi sadece küçük bir liberal azınlık için var, oysa toplumun büyük kesimi köleliği yaşıyor. İslam bunun için nihai çözümdür. Teorik olarak temsili demokrasi elbette kötü bir şey değil, hatta İslam’ın nasıl işlemesi gerektiğini gösteren bir sistem… Ama demokrasinin bazen nasıl kirli bir sözcük haline gelebileceğini Cezayir’de gördük. Eğer demokrasinin nihai amacı insanları dinsiz yapmaksa bu tüm toplumu kapsayamayacağı anlamına gelir. Çünkü inanan insanlar daima olacaktır. Oysa dini bir yönetim insanlara dinsiz olma hakkını da verir. Hangisinin daha demokratik olduğuna varın siz karar verin.
   
    Dünyada halen İran, Türkiye, Cezayir gibi birbirinden çok farklı İslam örnekleri var. Sizce bunların hangisi ‘gerçek İslam’ı uyguluyor?
   

Dünyada İslam’ı tam tatbik eden bir sistem yok. Türkiye’de hilafet çöktüğünden beri İslam alemi iyice güçsüzleşti. Milli sınırlarla bölündü. Eğer Müslümanlar tek vücut olabilseler, Bosna’da yaşananlar olmazdı.

 

“AB çabanız onur kırıcı”    Yusuf İslam, İslam’ı tanıtma uğruna ülke ülke geziyor. Türkiye’ye de -çoğunlukla seçim arifelerinde defalarca gelip- İslamcılar için propaganda yaptı.
   

Türkiye izlenimlerini sorunca Erbakan gibi cevap verdi:
   

“Kendimi evimde hissettim. Eşim Kafkas kökenli, ben de aslen Rum olduğum için çok rahattım. Ayrıca çok gururlandım. Çünkü Türk halkının İslam’ın gelişmesine yaptığı katkıyla elde ettiği gücü gördüm. Bu arada bu gücün son derece manasız çabalar için terk edilmeye başladığını gördüğüm için üzüldüm. Şimdi Türkiye Avrupa Topluluğu’na girmek için çabalıyor. Bu ne kadar onur kırıcı bir şey… Oysa Türkiye bir zamanlar dünyanın hükümdarlığı koltuğunda oturan bir ülkeydi. Şimdi o dünyaya arka kapıdan girmeye çalışıyor. Türk halkının bir kimlik krizi yaşadığını sanıyorum. Bence Türk toplumu doğal olarak güçlü ve gelişmeye açık bir toplum. Ama gelişmesi bu gücü ona kazandıran temel değerlere başta da İslam’a sıkı sıkıya sarılmasından geçiyor.”

Tags : KOCAYUSUF
Category : Not specified | Comments (0) | Write a comment |

MUHAMMED ALi CLAY (1942 - …. )

Added 4/4/2009

hakyoluislam_2258gb2.jpg

 

  • Muhammed Ali Clay (1942 - …. )

 

Müslüman olmadan önceki ismi Cassius Marcellus Clay olan Muhammed Ali Clay, 17 Haziran 1942′de Kentucky Louisville’de doğdu. 12 yaşındayken boksla tanıştı ve kısa zaman içinde Natıonal AAU ve Altın Eldiven Şampiyonası’nda amatör kayıtlara girdi. Yine 1960′ta Roma’da ağır hafif siklette altın madalyayı alarak profesyonel lige döndü. 18 yaşındayken katıldığı Roma Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra ünü giderek artmaya başladı.

1964 yılında 22 yaşındayken, S. Listori’u yenip Dünya Şampiyonu oldu. Bu zaferden sonra dinini değiştirip İslam dinine geçti ve Muhammed Ali ismin aldı. Maç öncesinde rakibinin moralini bozmak için makineli tüfek gibi konuşan Ali, çok sevdiği boksa ara verdi ama 1967′de boksa tekrar geri döndü. Vietnam’a savaşa gitmediği için cezalandırıldı fakat sonra affedildi. 1974′te Foreman’ı, 1978′de L. Spinks’i yenip Dünya Şampiyonluğu ünvanını geri aldı. Profesyonel döneminde sadece 5 kez yenilen, Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan Muhammed Ali, 36 yaşına kadar bütün şampiyonlar için tek isim olmayı başardı ve 37’si nakavt olmak üzere 56 madalya kazandı.

Parkinson hastalığı yüzünden uzun süre Michigan’daki çiftliğinde gözlerden ırak yaşamayı tercih eden ünlü boksör, ringlerde 20 yıldır ağzından düşürmediği “Bütün zamanların en iyisiyim” lafını ispatlayarak bir efsane oldu.

Muhammed Ali Clay

HAKKINDA YAZILANLAR

Ringlerin Efendisi Muhammed Ali

İrfan Özfatura 


Derin Amerikalılar Beyaz, Anglosakson ve Protestanlar) Müslüman olunca Ali’ye fena takarlar. Pentagon bile oyuna alet olur, onu “Y” grubunda olmasına rağmen “A” kategorisine alır ve “ivedi” kaydıyla Vietnam’a yollamaya kalkar. Şampiyon buna karşı çıkar “Vietkonglularla alıp veremediğim yok” der, “hem onlar beni hiç aşağılamadılar!”
“Aferin” dediğinizi duyar gibiyim ama adama böylesi çıkışların hesabını sorarlar. Onu apar topar ligten kovar, ünvanına ve lisansına el koyarlar. Ali’yi “vatan haini” ilan eder ve hiçbir eyalette maça çıkarmazlar. Yetmez, ona bir trafik suçu isnat eder, alelacele içeri tıkarlar. Federasyon medarasyon hikâye, garibim bir başına kalır, oturup derdine yanar.
Vietnam Savaşını ne hükümetler, ne de ordular bitirebilir, bu kirli kavgaya gazeteciler (özellikle foto muhabirleri) nokta koyar. Amerikan halkı napalm bombaları ile yakılan evlerin önünde ağlaşan bebeleri görünce “bu nasıl hürriyet” diye sormaya başlarlar. Savaş muhabirleri cinayet ve tecavüz vakalarını dökmeye başlar, Hollywood mevzuya el atar. Sivil toplum örgütlerinden “niye savaşıyoruz” sorusu yükselince derin devlet tükürdüğünü yalar.

Kelebek gibi uçar…

Muhammed Ali, bokstan koptuğu yıllarda üniversite üniversite dolaşıp konferanslar verir, mevzu boks olsa da yeri geldikçe İslâmiyet hakkında birşeyler anlatmaya çabalar. Ağalar bu faaliyetten çok rahatsız olur, “boksla uğraşsa daha iyiydi” demeye başlarlar. Birkaç maç sonra silinip gideceğine inandıkları için Ali’nin lisansını iade eder, ringlerin yolunu açarlar (1967).
Ve Ali şovları tekrar başlar. Şampiyon, rakiplerine sürekli lâf atar, basın mensuplarının huzurunda madara etmeye bakar. Bu tavır organizatörlerin de işine gelir çünkü gerginlik arttıkça hasılat “tavan” yapar.
Ancak birileri Ali’yle uğraşmaktan caymaz, karşısına dik yokuşlar çıkarırlar. Kâh “komünizm propagandası yapmaktan” soruşturma açar, kâh “ırkçı ve ayrılıkçı” diye yaftalarlar. Bir ara zenci çocukları için (içinde okul ve mescid olan) bir külliye yaptırmaya kalkar ama ona hiçbir banka kefil olmaz. Kimseden teminat mektubu alamaz. Dahası bomba ihbarları ile huzurlarını kaçırırlar.

Arı gibi sokar…

Ali, baskılara rağmen geri adım atmaz. Aksine “ben bir din savaşçısıyım, gücümü Kur’an-ı kerimden alıyorum” demekten kaçınmaz.
Ringteki zaferler zincirine Jerry Quarry’i yenerek başlar. Ancak Joe Frazier ile yaptığı maçı üstün bitirmesine rağmen hakemler rakibinin elini kaldırırlar. Bakın şu aksiliğe ki Ken Norton ile yaptığı maçta çenesi kırılır, maçı bırakmak zorunda kalır. Herkes Ali’nin bittiğini söylerken Frazier’i eze eze yener ve rövanşı alır. Ardından Zaire’de insan azmanı George Foreman’la karşılaşır. Foreman girdiği ormanı baltayla kıymık kıymık edip bitiren bir insan azmanıdır. Ali, maçtan bir ay evvel Kinşasa’ya yerleşir ve halkın sevgisini kazanır. Onları arkasına alır ve boksörlere ders olarak okutulacak bir taktikle Foreman’ı dağıtır. Rakibini 7 raund yorar, 8. raundda saldırır ve zemine uzatır. Ertesi sene Manila’da 25 bin kişinin önünde Frazier’le karşılaşır. Bu ölümüne bir maçtır, 14 raundun sonunda ikisi de perişandır. Ancak Frazier’in şuuru bulanınca Antrenörü Eddie Futch maçtan çekilir unvan Ali’ye kalır.

Yeni bir çığır açar…

İnsan bu, her zaman mükemmel olamaz ya. İşte hanımı Belinda Boyd’dan ayrılıp Veronica Porsche ile evlendiği bunalımlı dönemde tecrübesiz rakibi Springs’e yenilir ve silbaştan mücadeleye atılır. 1978’de Dünya Şampiyonluğunu geri alır.
Profesyonel döneminde sadece 3 kez yenilen, Muhammed Ali, 36 yaşına kadar boks dünyasının efsane ismi olmayı başarır. 56 maçın 53’ünü kazanır, 37’sini nakavtla alır.
Ancak boksörleri bekleyen akıbet (parkinson) onu da yakalar. Dindar bir Müslüman olan Lonnie ile evlenir, Michigan’daki çiftlik evinde gözlerden ırak yaşar.
Bu arada beyazlar da değişir ya da “değişti” rolüne soyunurlar. Atalanta Olimpiyatları’nda meşaleyi yakma şerefini ona bağışlar ve nehre attığı madalyanın yerine, yenisini takarlar.
Ali iyi bir örnek olur. Ekonomi, sanat ve siyaset sahnesinde ağırlıklarınca yer bulamayan zenciler sahalarda boy göstermeye başlar, atletizm, boks ve basketbolda madalyalara el koyarlar…


 

Tags : KOCAYUSUF
Category : Not specified | Comments (0) | Write a comment |

MALCOLM X (MALiK EL ŞAHBAZ)

Added 4/4/2009

hakyoluislam_09sinema03ml8.jpg

 

 

MALCOLM X (MALİK EL ŞAHBAZ)

 

 

“Şimdi artık şehadet zamanıdır!”

“Malcolm X”in kilit cümlesi işte buydu. Zenci olmaktan utandığı için saçlarını yakıcı bir asitle düzleştirmeye çalışan Harlemli uyuşturucu ve kadın satıcısının, yirminci yüzyılın en büyük Müslüman devrimcilerinden birine dönüşmesinin tüyleri diken diken eden öyküsünü mutlaka okuyun!

İnsanlar, ütopyalarını gerçeğe dönüştürebilmek için bir ömür boyu çalışır, didinir, inandıkları değerler uğruna ölesiye savaşırlar. Ama bazen öyle bir ân gelir ki bu dünyayı aslında kendi iradelerimizin yönlendirmediğini, her türlü fânî iradenin üzerinde bir ilâhî irade olduğunu fark ederiz. İşte bu da insanın kendisini “Yaradan’ın takdirine kayıtsız şartsız teslim etme ânı”dır.

LİDER, bir kitle heykeltraşıdır. Vazifesi, mermer blokundan heykel yontarcasına, kalabalıkları bir imân ordusuna dönüştürmektir.
İlk ıslâhat kendinde başlar… İslâhatçı; değiştirmek istediği toplumdan evvel kendini inşâ edendir.

Malcolm X, gerçek bir liderdi.

Kırk yıllık bir hayatta en fazla ne yapılabilirse, ondan da fazlasını yaptı.

“İblis”ten “El Hacc Mâlik El-Şahbâz”a, serserilikten Amerikalı Siyah Müslümanların Liderliğine… Ve çok daha ötelere: Şehâdete! Bataklıklardan şâhikalara yükselen bir hayat…

İslâm dünyasının, son yüzyılda yetişen en iftihâr edeceği kahraman evlâtlarından biriydi Malcolm.

Ömrü, her dakikası fitili ateşlenmiş bir dinamit gibi geçen bu insan, indifadan yorulmayan bir yanardağa benziyordu.

Ona “Amerika’yı sarsan adam!” dediler… Doğruydu. “Dünyanın en öfkeli zencisi!” dediler… Doğruydu.

Malcolm X, boğanın boynuzundan tutan adamdı!

Bir liderin tarihî misyonu, önderlik ettiği kitlenin içinde bulunduğu şartlarla irtibatlıdır. Bu gerçeği göz ardı ederek onu “aşırı” olmakla itham edenlere, cevapların en susturucusuyla karşılık vermişti “Evet ben aşırıyım; çünkü benim halkım, bu ülkede aşırı derecede kötü durumda!”

Bir yerde zulüm varsa, inlemek de aşırı olacaktır, isyân da!

Tekmelenenler türkü söylemez!

Derilerinin rengi siyah diye horlanan, linç edilen, öldürülen, caddelere, kahvelere, okullara sokulmayan, hayvanlardan daha hakir muameleye maruz kalan insanların damarlarına şuûr, öfke, şahsiyet ve imân enjekte ettiği için çağdaş beyaz yamyamların kâbusu olmuştu!

Bir dâvâyı hakiki istikametinden saptırmanın en kalleş ve sinsi yolu, başına sahte liderlerin geçmesidir… Sahtekâr Elijah Muhammed’le saptırılan Müslümanlık, “palavracı siyah papaz” Martin Luther King’le yozlaştırılan zenci hakları hareketi, O’nun aksiyonuyla “suç üstü” yakalanmıştı.

Elijah, iğrenç yalanlarla “yalancı semâlarda yalancı cennetlere” çağırıyordu. King, “pembe” bir rüya görüyordu. Malcolm’sa; “gerçeklerin iki kaşı ortasına bakıyordu.”

Şimşekleri üstüne en çok “oyunları bozanlar” çeker! Suya sabuna dokunmayan “muhalif”lerin, iktidarın başı üstünde yeri vardırl. “her şeyin aynı kaldığı” değişiklik arzûları, kimseyi rahatsız etmez…

İnanmış bir tek insanın nelere muktedir olabileceğini görmek için onun hayatına bakmak gerekir. “Süper Güç” olduğu “vehmedilen” bir devlet, bu siyah derili adam karşısında âciz kalmıştı!

Bazı insanlar, bütün insanlık için ölürler: Bütün insanlık için yaşadıkları gibi.

Hürriyetin devâsâ heykelini dikenler, onun her cümlesi bir kıvılcım (hem ışık, hem alev) olan hür ve yiğit sesini susturabilmek için çareyi FBI ajanlarına kurşunlatmakta görmüşlerdi!

Hangi hakikat gizlenmek istendikçe daha çok âşikar olmadı ki?..

Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar! Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha yüksek sesle konuşur…

Malcolm X onlardandı.

(Allah rahmet eylesin.)

 

 

 

ADANMIŞ HAYATLAR: Malcolm X: Bir insan hakları mücadelesi

 

Yazar Recep Şentürk   

 

1990 yılı ilkbaharıydı. Bir ikindi vakti yeni gittiğim New York'taki Columbia Üniversitesi'nin bahçesinde College Walk olarak isimlendirilen 116. Cadde'de yürüyordum.  Kulağıma ezan sesi gelmeye başladı. Bir anda bunun memleket özleminden kaynaklanan bir yanılsama olduğunu düşündüm. Sesin geldiği istikamette yürümeye başladım. Ayaklarım beni doğu istikametine götürdü. Morning Side Drive'a ulaştım ve caddeden karşıya geçtim. Yol sona ermişti. Balkona benzeyen gözetleme noktasında durdum, Harlem'e yukarıdan bakıyordum. Dikkatle dinledim.  Ezan sesi Harlem'deki Malcolm X Camii'nden geliyordu.  O anda yaşadığım karmaşık hisleri anlatamam. Amerika'nın Hollywood filmlerine yansımayan bir yüzü ile karşılaşmaktan dolayı sarsılmıştım.

Malcolm X, kutsal bir sesi ülkesine taşıyan ve oralarda yankılanmasını sağlayan bir uç beyi olarak gözümde saygıyla canlandı

Malcolm X, benim gözümde, İslam'da evrensel insan hakları savunucularının son büyük örneklerinden biridir. 20. yüzyılın yetiştirdiği en önemli Müslüman önderlerden biri olan Malcolm X, daha doğrusu el-Hacc Malik el-Şahbaz, 1925 yılında Nebraska'da doğmuş, 1965 yılında New York'ta, 39 yaşındayken bir suikast sonucunda şehit edilmiştir.  "En az bir düzine insanın sahip olduğu tecrübeye sahip olacak kadar hal başımdan geçti." diyen Malcolm X, yaptığı her şeyin asla gecikme kabul etmeyecek derecede acil yapılması gerektiğine inanıyordu.

"İslam'da evrensel insan hakları var mıdır?" diye soranlara, geçen yüzyılın, hakkında en fazla konuşulan ve yazılan Amerikalı Müslüman'ı Malcolm X'in hayatı, en güzel cevaptır. Evrensel İslam'ı keşfetmek, onu, siyah ırkçılığından kurtarıp evrensel insan hakları mücadelesine yönlendirmiştir. 

Malcolm X'in hayatında üç safha vardır. Bu safhalara kısaca göz atalım:  
(1) Malcolm Little dönemi: Malcolm, sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirir ve ortaokul bittikten sonra liseye devam etmeden okulu terk eder. O devirde lisede okuyan siyah zaten çok nadirdir. Bu Malcolm'un hayatı boyunca unutamayacağı ve şuurunda yer eden, okuldan aniden soğumasına sebep olan bir olay gerçekleşir: Bir gün, dersinde çok başarılı olduğu ve kendisini çok seven İngilizce hocası Bay Ostrowski, ona ileride meslek olarak ne yapmayı düşündüğünü sorar. Malcolm, o güne kadar fazla kafa yormadığı bu soruya, avukat olmayı düşündüğünü söyleyerek cevap verir. Bunun üzerine Bay Ostrowski, Malcolm'a dönerek şöyle der:

"Biliyorsun, burada hepimiz seni severiz. Ancak sen bir zenci olduğunu unutmamalısın.  Avukat olmak bir zenci için gerçekçi bir ideal değil. Sen olabileceğin bir şey düşünmelisin. Çok kabiliyetli ellerin var.  Neden bir marangoz olmayı düşünmüyorsun?"

Ancak sınıftaki diğer öğrencilere de ileride hangi meslekleri seçeceklerini soran Bay Ostrowski, Malcolm'dan daha az çalışkan oldukları halde onları ideallerini gerçekleştirmeleri için teşvik etmiş, hiçbirisine başaramayacağını söylememiştir. Bu durum, Malcolm'u derinden etkilemiş; Malcolm'un okuldan soğumasına, beyazlara yabancılaşmasına ve ne kadar zeki ve başarılı olursa olsun, ırkçılık engelini aşamayacağına inanmasına yol açmıştır.

Bu ve benzeri olaylar Malcolm'u sisteme yabancılaştırmıştır. Böylece onun hayatında, yeraltı dünyasında ve hapishanelerde geçirilen bir dönem başlamıştır. Bu dönemde Malcolm'un hiçbir ideolojik çabası yoktur; Tanrı'yı inkar etmektedir ve sadece behimi arzularını tatmin peşindedir.

(2) Malcom X dönemi: Bu dönem, Malcolm X'in hapishanede İslam Milleti Hareketi Lideri Elijah Muhammed'in öğretisi ile tanışarak İslam'a ilk adımı attığı ve sadece ABD'de yaşayan

 

Afro-Amerikalıların haklarını savunduğu dönemdir. Bu dönemde Malcolm, kölelikten kalma "Little" soyadını bırakır, matematikte bilinmeyeni ifade eden "X"i soyadı olarak kullanmaya başlar. Bir müddet sonra Malcolm X, siyah milliyetçiliğinin sınırlarını Amerika dışına da genişletir ve dünyadaki tüm siyahların haklarını savunmak için mücadele etmeye başlar. Malcolm X, İslam Milleti Hareketi'nin sözcülüğüne kadar yükselir. Ancak, hareketin lideri Elijah Muhammed'in bazı çelişkilerine ve yolsuzluklarına göz yummayınca hareketten kovulur.

(3) El-Hacc Malik el-Şahbaz dönemi: Malcolm X'in hayatında hac, önemli bir dönüm noktası olmuştur. Ha görevini ifa ettikten sonra ismi ile birlikte düşünceleri ve davası da değişmiştir. Malcolm'un yeni ismi artık el-Hacc Malik el-Şahbaz'dır.  Hacda evrensel İslam'ı keşfettikten sonra Malcolm, evrensel olarak istisnasız bütün insanların haklarını savunmak için mücadeleye başlamıştır. İslam ona, o güne kadar savunduğu siyah milliyetçiliğini bir kenara bırakarak, insan hakları konusuna tevhit penceresinden bakıp bütün insanlığı, bir olan Allah'ın yarattığı tek bir aile olarak sevgiyle kucaklamayı öğretmiştir.

Malcolm X'in hayatındaki, sonuçları itibarıyla, belki de en etkili olay hac olmuştur. Malcolm X hacda, İslamiyet'in Amerikalıların bir türlü çözemedikleri ırk ayrımcılığı problemini çözdüğünü görür. Beyaz adamın bu çözümden örnek alması gerektiği kanaatine ulaşır. Eğer İslam ırk problemini Afrika'da ve Asya'da çözmüşse, Amerika'da da çözebilir. Buna bir engel yoktur. Öyleyse Amerika İslam'dan bu konuda istifade etmelidir. Bu maksatla Malcom X, lideri olduğu Muslim Mosque'a hacdan gönderdiği mektubun aynı zamanda basına da dağıtılmasını ister. Malcolm'un Mekke'den Amerika'ya gönderdiği mektup, kendisini sevgiyle veya nefretle izleyenleri şok etmiştir.

 

Malcolm X'in sahipsiz mirası

Malcolm X'in düşüncesinin, farklı safhalardan geçse de, değişmeyen temel bir özelliğe sahipti: Haksızlığa karşı sessiz kalmamak. Malcolm X'in düşüncesindeki evrimin, nihayet evrensel insan hakları düşüncesine ulaşmasının ve bu yoldaki mücadelesinin fikri temellerini, onun giderek daha iyi kavradığı İslam'ın evrenselliğinde aramak gerekmektedir.

 

Malcolm X'in mirası, günümüzde çok tartışılan İslam ve evrensel insan hakları arasındaki ilişkiyi daha iyi görmemize önemli bir katkı sağlamaktadır: İslam, insan haklarını evrensel planda savunmayı, kime, kim tarafından ve nerede yapılırsa yapılsın haksızlığa "gerekli her yolla" karşı koymayı emreder.
Malcolm'un hayatı, gerilim, trajedi ve köklü değişimlerle dolu bir özgürleşme serüvenidir. İnançları sürekli yıkılıp yeniden inşa edilerek değişime uğrar ve Malcolm X nihayet sahih tevhidi yakalar. Onun davası, diğer insanlara yararlı olabilmek ve onları da kendisi gibi özgürlüğe kavuşturup, ayrımcılık kurbanı olmaktan kurtarabilmek içindir. Bu yolda giderek daha kuşatıcı ve daha etkin bir strateji ile gerekli her meşru yola başvurarak mücadelesini yürütmüştür.
Müslümanların modern dönemde insan hakları konusunda nasıl bir tutum sergilemesi gerektiği konusunda Malcolm X, canlı bir örnek olarak önümüzde durmaktadır. Ancak, günümüzde, ister Amerika'da ister dünyanın başka yerlerinde yaşasın Müslümanların Malcolm X'e büyük hayranlık duymalarına rağmen, onun mesajını layıkıyla anlayıp gereği gibi sahip çıktıkları söylenemez.


http://www.dusuncegundem.com

Tags : KOCAYUSUF
Category : Not specified | Comments (0) | Write a comment |





DİĞER SİTELERİM
  • HAK YOL İSLAM


  • İSLAM VE HİDAYET-1


  • İSLAM VE HİDAYET-2


  • BALLAR BALINI BULDUM-1


  • BALLAR BALINI BULDUM-2


  • DİNİ ŞİİRLER


  • İSLAM VE BİLİM-1


  • İSLAM VE BİLİM-2


  • İSLAM VE SANAT


  • İSLAM VE ÇOCUK


  • YEŞİLAY-SAĞLIK-1


  • YEŞİLAY-SAĞLIK-2


  • GERÇEK TARİH-1


  • GERÇEK TARİH-2


  • PEYGAMBERLER TARİHİ-1


  • PEYGAMBERLER TARİHİ-2


  • İSLAMİ HAYAT


  • İSLAMİ VİDEOLAR-1


  • İSLAMİ VİDEOLAR-2


  • İSLAMİ VİDEOLAR-3


  • ISLAMIC VIDEOS(İngilizce)


  • SOHBETLER VE VAAZLAR


  • VAAZ DİNLEYİN-1


  • VAAZ DİNLEYİN-2


  • KUR'AN DİNLEYİN


  • İLAHİ SÖZLERİ


  • ARAPÇA KURSU


  • OSMANLICA KURSU


  • EHL-İ BEYT VE SAHABELER


  • İBRETLİK KISSALAR


  • İSLAMİ RESİMLER VE GİFLER


  • İSLAMİ RESİMLER VE E-KARTLAR


  • BULMACALAR-1


  • BULMACALAR-2


  • FARKLI PENCERE-1


  • FARKLI PENCERE-2


  • AVRUPA BİRLİĞİ DOST MU?-1


  • AVRUPA BİRLİĞİ DOST MU?-2


  • KOCAYUSUF'UN YAZILARI-1


  • KOCAYUSUF'UN YAZILARI-2


  • İSLAMİ DERGİLER-1


  • İSLAMİ DERGİLER-


  • 2
  • MERAK EDİLEN İSLAMİ KONULAR-1


  • MERAK EDİLEN İSLAMİ KONULAR-2


  • GARİP VE İLGİNÇ OLAYLAR


  • İLAHİLER EZGİLER MARŞLAR VE ŞİİRLER


  • İLAHİLER EZGİLER MARŞLAR VE ŞİİRLER


  • EVRİM ALDATMACASI


  • ATEİZMLE MÜCADELE


  • KUR'AN-I KERİM MEALİ


  • AYETLER-HADİSLER-ÖZLÜ SÖZLER-1


  • AYETLER-HADİSLER-GÜZEL SÖZLER-2


  • BATIL DİN HİRİSTİYANLIK


  • BATIL DİN MUSEVİLİK


  • YEHOVA ŞAHİTLERİ VE MASONLUK BAĞLANTISI


  • MASONLUK VE SİYONİZM


  • VERSES-HADİTHS-QUOTATİONS-VİDEOS



  • TAVSİYE SİTELER
  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-1


  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-2


  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-3


  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-4


  • KAVİMLERİN HELAKI-1


  • KAVİMLERİN HELAKI-2


  • ÇAĞRI FİLMİ


  • İSRAİL ZULMÜ


  • Y.MUCİZELER-2


  • İSLAMİ BİLGİLER VE DUALAR-1


  • İSLAM VE KADIN-1


  • İSLAM VE KADIN-2


  • SORULARLA İSLAM-1


  • SORULARLA İSLAM-2


  • DUALAR-1


  • DUALAR-2


  • MEZHEBLER TARİHİ


  • VAAZLAR


  • DİNİ MAKALELER


  • ÇEŞİTLİ DİNİ VİDEOLAR


  • İLAHİLER EZGİLER VE ŞİİRLER


  • ESMÂU'L-HUSNA


  • YENİ BOYUT


  • ARKADAŞINA TAVSİYE ET!


     ARKADAŞINA TAVSİYE ET!

    COMPTEUR(SAYAÇLAR)











    Paylaş
    | Contact author |