YUSUF İSLAM (CAT STEVENS)

Added 11/12/2016

5997F54012945631C17CD2D4EE7C5B.jpg

 

YUSUF İSLAM(CAT STEVENS)

 

 

Londra’da doğdu.gençliğinde müziği seçti.cat stevens ismi ile kısa sürede ünü dünyayı tutan pop şarkıcısı oldu.1977 senesinde müslüman oldu.

 

 

Annem İsveçli bir budist,babam ise Kıbrıslı bir rum ortodokstu.Evimizde azçok hristiyanlık havası vardı.Londra’nın merkezinde katolik okuluna gönderildim.Orada Allah’a inanmamızı öğrettiler.Allah’a giden tek yolun İsa aracılığıyla olduğunu söylediler.11 yaşındayken karışık dinlerden öğrencilerin olduğu bir okula gittiğimde hemen hemen kiliseden ayrılmıştım.Ama İsa’nın üzerimdeki etkisi,teslis ne manaya geldiğini düşünmeden devam ediyordu.Müziğe başladığımda dini daha ciddi almam gerektiğine dair duyguya sahip olmama rağmen sözde hristiyan haline geldim.Pazar günleri günah işleyenlerin affedilmeleri bana ikiyüzlülük gibi geldi.Bu düşünce kiliseden uzaklaşmama yol açtı.

 

 

Bir ara Doğu’nun dini felsefeleriyle ilgilenmeye başladım.Hippilik döneminde tutku haline geldi.Budizm hakkında kitaplar okumaya başladım.Budizmi kilise öğretilerinden daha doyurucu buldum.Bu Hristiyan din anlayışına karşı ilginç alternatifti.ancak pratiği güçtü.Ailemin rum kökenine doğru gittim.Pisogorosu ve herşeyi matematik formülle sonuçlanabileceğini öğrendim.Ancak bununda pratiğide mümkün değildi.

 

 

1975′te abim Kudüs’e gitmişti.ziyaretinde MESCİD-İ AKSA’da bulunuyordu.Camiye girer girmez içimde barışçı, doyurucu hisler belirince bana İslamdan bahseden bir kart attı.Londra’ya döndüğünde bana KURAN’IN aslıyla,ingilizce tercümesini hediye etti.KURAN’ın ve Müslümanların inancı hakkında fikrim yoktu.bazen Müslümanlara MUHAMMEDİLER diyorlardı.

Bu tıpkı Hristiyanların gibi müslümanlarında Hz.Muhammed’e taptıkları intibaını veriyordu.Kuran’ı okumadan önce böyle düşünüyordum ve İslamın Avrupadaki görüntüsü hastalık ve felakete benziyordu.Daha sonra onu okumadan hakkında hüküm vermemeye karar verdim.Kuran’la karşılaşıncaya kadar hayatın amacı bir sırdı benim için,hayatı herşeyi düzenleyen bir hakimin varlığına inanıyordum,kimdi bu görünmeyen sanatkar?

 

 

Pek çok manevi-ruhi yollardan geçmiştim,fakat hiçbiri beni doyurmamıştı.Kuran’ı okumaya başladığımda hayretim arttı.Gittikçe huzura dalıyordum.Çünkü o alemlere hakim olan tek bir Allah’ın adıyla başlıyordu.okudukça KURAN’ın herhangi başka kitaplardan farklı olduğunu anlamaya başladım.her kitabın bir yazarı olur bu kitabı kimin yazdığını merak ettim.Tabii ki Kuran beşeri bir yazarın yazabileceğinden yüksek seviyedeydi.1,5 seneden fazla durmadan okudum ve bu süre içinde hiçbir müslümanla karşılaşmadım.

 

 

KURAN’ın mesajı içinde boğulup kalmıştım ve şu karara vardım:”önümde 2 tercih vardı:ya kendimi tamamen teslim edecektim veya kendi müzikli yolumda yürüyecektim.benim için birtek seçim yolunun müslüman olmak olduğunu anladım”iş bukadar kolay değildi.çünkü yükümlü olduğum esaslar ve hükümler hakkında daha fazla bilgiye muhtaçtım.geçiş dönemi diye adlandırdığım 1,5 yıllık bir süre aktı.Bu dönemde İslam hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaya gayret ettim.

 

 

O sıralarda Londra Reqent’s parkta bir caminin varlığını duydum.İmamı ile tanışarak kelime-i şahadet getirdim,namaz,oruç ve zekat vecibelerimi yerine getirmeye başladım.Londra’daki müslüman kardeşlerimin arasına katıldım.Her türlü müzik aletinin haram olduğunu öğrenince,müziği bıraktım.Şimdi İSLAM’I yaşıyorum ve huzur içindeyim.

 

NOT: Şuanda ilahi söylüyor.

 

Tags : KOCAYUSUF
Category : Not specified | Comments (0) | Write a comment |

LEYLA SAYAR

Added 29/11/2016

 

 

LEYLA SAYAR
YALNIZ YAŞADI YALNIZ ÖLDÜ
Leyla Sayar (1939 - 22 Temmuz 2016),Türk tiyatro ve sinema sanatçısı.
Çerkez bir anne ve Selanik göçmeni bir babanın çocuğu olarak 1939'da İstanbul'da dünyaya geldi.
1950'li yıllarda Caddebostan Plaj Güzeli seçildi. Bir dönem Ankara Devlet Tiyatrosunda ve Amerikan Kız Kolejinde eğitim gören oyuncu, plaj güzeli seçilince okul hayatı sona erdi. 1957'de Yıldız Dergisi'nin düzenlediği artist yarışmasında Türkiye güzellik yarışması'nda ikinciliği kazandı. 1957 yılında Şinasi Özonuk'un yönettiği ''Üç Garipler''filmiyle sinemaya geçti. Ardından 1958’deDuvaklı Göl filmini çevirdi.Uzun bir süre Türk sinemasının yarı vamp rollerinin aranan oyuncuları arasına girdi. Çeşitli rollerde oynadıktan sonra, 1972' de dansözlüğe başlayarak,sinemayı bıraktı.
Kısa süreliğine Muzaffer Tema ile bir ilişki yaşadı.
1974'te Erdal Kasidecioğlu ile evlendi, bir yıl sonra boşandı.170 filmde oynadı.
Ardından kendini dine verdi, örtündü ve köşesine çekildi
Türk sinemasının bir dönemine imzasını atan, 60'lı yıllarda fırtına gibi esen ve Yeşilçam'da ikinci Cahide Sonku gözüyle bakılan ünlü oyuncu Leyla Sayar, yalnız yaşadı, yalnız öldü.
22 Temmuz Cuma günü saat 10. 07’de Amerikan Hastanesi’nde sessizce hayata veda eden Sayar’ın ölümü sanat dünyası tarafından da bilinmedi. En son rahim kanseri teşhisi konulan Leyla Sayar’ı altı ay önce SESAM (Sinema Emekçileri Meslek Birliği) Başkanı Yılmaz Atadeniz ile aktör Cengiz Güçlü, İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi’nin Nisahiye Servisi’nde Dr. Haluk Bacanakgil’e tedavi ettirmek istemişti. Ancak tedaviyi kabul etmeyen ünlü yıldız, daha sonra köşesine çekilmişti.
Ünlü sanatçı verdiği son röportajlardan birinde “Yalnızlıktan ve fakirlikten şikayetçi değilim. Yalnızlığı hep sevdim. Burada kendi yağımla kavruluyorum. Tek şikayetim arada bir canımdan bezdiren karnımdaki ağrılar…” diye konuşmuştu.
22 Temmuz 2016 yılında Amerikan Hastanesi’nde da hayatını kaybetti.
Naaşı Merkez Efendi Mezarlığı'na defnedilen Sayar, 40 yıldır yalnız yaşadığı Nişantaşı'ndaki evini de Kızılay'a bağışladı.Daha önce beş tane evini,fakir fukaraya, ihtiyacı olanlara bağışlamış.
Türk sinemasının en ünlü kadınlarından biriyken kendini dine adadı ve yalnız bir hayata başladı. Leyla Sayar... Türk sinemasının en ilginç karakterlerinden biri. Masum kız rolleriyle başladığı kariyerinde bir anda parlıyor, büyük bir yıldız oluyor. Sonra vamp kadın rollerine geçiyor, ondan da sonra dansözlüğe... Ve küt diye bırakıyor her şeyi, kapanıyor. 35 yıl boyunca ne Yeşilçam ne televizyonlar ne de gazeteler cezbediyor onu. İnancıyla baş başa yaşıyor.
Önce sinemanın masum kızıydı Leyla Sayar. Özellikle 60’lı yıllarda fırtına gibi estiği Yeşilçam’da ikinci Cahide Sonku gözüyle bakıldı ona. Sonra vamp oldu, ardından sahnelerde oryantal yaptı, derken “Kendimi Allah’a adadım” diyerek köşesine çekildi, adeta inziva hayatı yaşamaya başladı. Yıllardır sesi soluğu çıkmayan bir dönemin ünlü yıldızı Leyla Sayar’ın 40 yıldır yalnız yaşadığı “Ölümümden sonra Kızılay’ın olacak” dediği Nişantaşı’ndaki evine ilk kez Sözcü Pazar girdi.
Mutfağı ve banyosu olmayan, tuvaletinin kapısı çıkarılmış,eşyasız, giysisiz, bomboş bir dairede karşıladı bizi ünlü sanatçı.
Bütün hayatı salondaki yatakta geçiyor Leyla Sayar’ın. Günde bir simit ya da poğaça yiyor, musluk suyu içiyor. Emekli maaşıyla yarı aç yarı tok yaşasa da şikayet etmiyor bir dönemin ünlü yıldızı. Tek şikayeti hastalığı. Kulakları duymuyor, hemoroid’i var, midesi iyi değil ve elbise üzerinden bile belli olan sağ karın bölgesindeki şişlik nedeniyle feci ağrılar yaşıyor. Ancak tedaviyi kabul etmiyor.
Sözcü'den Yüksel Şengül'ün Leyla Sayar ile evinde yaptığı röportaj:
Bu ev size mi ait Leyla Hanım?
Bu benim elimdeki son evim. 40 yıldır bu evde yaşıyorum, bugüne kadar içeri kimseyi almadım. Ben öldükten sonra da Kızılay'ın olacak.
Diğer evlerinize ne oldu?
Beş tane evim vardı, onları fakir fukaraya, ihtiyacı olanlara bağışladım.
Peki siz rahat mısınız, geçinebiliyor musunuz?
Emekli maaşım var ama yetmiyor.
Sağlığınız ne durumda?
Sağlığım hiç iyi değil. Geçen akşam hayatımda ilk kez komşulardan, kapıcıdan yardım istedim. Ağrılarım dayanılmaz boyutlara ulaştı.
Rahatsızlığınız nedir?
Kulaklarım duymuyor, hemoroidim var ve karnım ağrıyor. Bu yüzden ağrı kesici alıyorum sürekli (Elbise üzerinden bile sağ karın bölgesindeki şişlik belli oluyor.)
Size bakan, destek olan birisi var mı?
Yalnızım, kimsem yok. Ama Allah'ım beni yalnız bırakmıyor. O hep yanımda. Geceleri benden sonra insanları aydınlatacak kitaplar yazıyorum, ibadet ediyorum.
Yalnızlık zor değil mi?
Yalnızlığı ben hep sevdim. Yeşilçam dönemimde de gece dışarı çıkmazdım. 170 film çektim, birini bile izlemedim, birinin bile galasına gitmedim.
Efsaneydiniz…
Ne efsanesi ayol, yok öyle şey. Geldi geçti o yıllar, işte buradayım. Ben şöhreti de hiç sevmedim, sevemedim. Ben Allah aşığıyım, benim asıl sevdam o. Kitaplar yazdım, elimde hazır duruyorlar. Ben ölürsem onlar Kültür Bakanlığı'na emanettir. Hala günde 5-6 saat yazıyorum. Bol bol düşünüyorum.Sabahlara kadar düşünüyorum. İnsanlar düşünürse mutlu olur. Çözüm, düşünmekte.
Bu eve neden kimse giremiyor?
Yeşilçam yıllarımda da evime kimseyi sokmazdım. Ben yalnızlığı severim. Gördüğünüz gibi evim bomboş…
Eşyanız da yok…
Bir iki elbisem var, onları kovada yıkıyorum, kalorifer petekleri üzerinde kurutuyorum. Mutfağım yok. Simit, poğaça, haşlanmış patates getiriyorlar. Param varsa, dışardan yemek istiyorum. Musluk suyu içiyorum. Ben fakirliği çok seviyorum.
Arka odanın pencere camları kırık… Kışın burada kalamazsınız…
Tags : KOCAYUSUF
Category : Not specified | Comments (0) | Write a comment |

MACAR KIZI MARİANNE İSLAMI SEÇTİ.

Added 4/9/2013

MACAR KIZI MARİANNE İSLAMI SEÇTİ. |  görsel 1

 

MACAR KIZI MARİANNE İSLAMI SEÇTİ.

Evim Kuveyt Üniversitesi Dil Merkezine çok yakın olduğundan, dil merkezinde Arapça okuyan Türk ve yabancı talebeleri zaman zaman eve dâvet ederim. Daha önce “Körfez Mektubu” köşesinde ihtida hikâyelerini okuduğunuz Alman Asiye ve Japon Faize gibi, Macar Marianne’de evime gelip giden yabancı talebeler arasındaydı. İşte Marianne’nin “İhtidâ öyküsü” Marianne, bütün benliğinde daha önce hiç tatmadığı garip bir duygu yaşıyordu. Kudüm tavafı, Safa ve Merve arasında Say, Arafat’ta vakfe yapmak, Müzdelife’de gecelemek, Mina’da üç gün şeytan taşlamak ve veda tavafını da yaparak İslâm’ın beşinci rüknü olan Hac vazifesini tamamlamıştı. Kulluk vazifesini yerine getirmenin verdiği müthiş huzur, damarlarındaki sıcak kan gibi akarak içini ısıtmış ve ruhuna tarifinden âciz kalınan bir saadet vermişti.

Yaşadığı bu mutluluğun uzun süre devam etmesini arzulayan Marianne, Hacc’a beraber geldiği gurubun başındaki görevliye “Ne olur hemen gitmeyelim. Biraz daha kalalım lütfen. Bakın, bir daha Kâbe’yi ve Mescid-i Haram’ı görebilecek miyim bilmiyorum. Bu yüzden, doyasıya Kâbe’ye bakmak istiyorum.” dedi. Biraz önce “Arkadaşlar, veda tavafını yaptıktan sonra hemen çıkmamız lâzım. Lütfen oyalanmayalım!” diye tembih etmiş olan görevli, Marianne’nin yalvarması karşısında yumuşadı ve “Tamam biraz daha kalabiliriz. Ama fazla gecikmememiz lâzım. Biliyorsun, bu gece yolcuyuz.” diye cevap verdi. Aldığı cevap karşısında çocuk gibi sevinen Marianne, hemen bulunduğu noktada diz çöküp gözlerini Kâbe’ye dikti. Muazzam güzellikteki görüntüyü kaybederim endişesiyle kirpiklerini bir an dahi kırpmak istemiyordu! Hayalinde, Hz. İbrahim Aleyhisselâm ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’ın Beytullah’ı inşaa ettikleri o muhteşem sahne canlandı! Bu iki mübarek ve bahtiyar insan; Kâbe-i Muazzama’nın duvarlarını ellerinde taşlar, dillerinde duâlarla sıra sıra örüyorlardı.

İbrahim, İsmail’le birlikte Ev’in (Kâ’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle duâ etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin” (Bakara Sûresi, 127) Beytullah’a bakarken dalıp giden Marianne, hıçkıra hıçkıra ağlayarak Kâbe’nin mukaddes duvarlarına tutunan onlarca insanın “Ya Rab! Günahkâr bir kul olarak kapına geldim. Senden başka Rab yok ki ona gideyim! Âlemleri yaratan Yüce Yaratıcı Sensin ve Sen affı çok sevensin. Yalvarıyorum Allahım! Beni, ailemi ve bütün Mü’minleri affet” diye duâ ettiklerini düşündü. Evet; dilleri, renkleri ve kültürleri çok farklı olan binlerce insan Beytullah’ın çevresinde tavaf yapıyorlar; binlercesi de Mescid-i Haram da namaz kılıp duâ ediyorlardı. Âdeta, tek yürek ve tek lisan olmuşlardı ve hep beraber “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke Lâ şerîke Leke Lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke, Lâ şerîke leke” diyerek Allah’ın emri ve dâveti üzerine Kâbe’yi ziyarete geldiklerini bütün kâinata ilân ediyorlardı. Kâbe’nin tepesinde uçuşan kuşlar ise, lisan-ı halleriyle bu mü’min yürekleri alkışlıyorlardı sanki!

İbrahim, İsmail’le birlikte Ev’in (Kâ’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle duâ etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin” (Bakara Sûresi, 127) Beytullah’a bakarken dalıp giden Marianne, hıçkıra hıçkıra ağlayarak Kâbe’nin mukaddes duvarlarına tutunan onlarca insanın “Ya Rab! Günahkâr bir kul olarak kapına geldim. Senden başka Rab yok ki ona gideyim! Âlemleri yaratan Yüce Yaratıcı Sensin ve Sen affı çok sevensin. Yalvarıyorum Allahım! Beni, ailemi ve bütün Mü’minleri affet” diye duâ ettiklerini düşündü. Evet; dilleri, renkleri ve kültürleri çok farklı olan binlerce insan Beytullah’ın çevresinde tavaf yapıyorlar; binlercesi de Mescid-i Haram da namaz kılıp duâ ediyorlardı. Âdeta, tek yürek ve tek lisan olmuşlardı ve hep beraber “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke Lâ şerîke Leke Lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke, Lâ şerîke leke” diyerek Allah’ın emri ve dâveti üzerine Kâbe’yi ziyarete geldiklerini bütün kâinata ilân ediyorlardı. Kâbe’nin tepesinde uçuşan kuşlar ise, lisan-ı halleriyle bu mü’min yürekleri alkışlıyorlardı sanki!

İbrahim, İsmail’le birlikte Ev’in (Kâ’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle duâ etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin” (Bakara Sûresi, 127) Beytullah’a bakarken dalıp giden Marianne, hıçkıra hıçkıra ağlayarak Kâbe’nin mukaddes duvarlarına tutunan onlarca insanın “Ya Rab! Günahkâr bir kul olarak kapına geldim. Senden başka Rab yok ki ona gideyim! Âlemleri yaratan Yüce Yaratıcı Sensin ve Sen affı çok sevensin. Yalvarıyorum Allahım! Beni, ailemi ve bütün Mü’minleri affet” diye duâ ettiklerini düşündü. Evet; dilleri, renkleri ve kültürleri çok farklı olan binlerce insan Beytullah’ın çevresinde tavaf yapıyorlar; binlercesi de Mescid-i Haram da namaz kılıp duâ ediyorlardı. Âdeta, tek yürek ve tek lisan olmuşlardı ve hep beraber “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke Lâ şerîke Leke Lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke, Lâ şerîke leke” diyerek Allah’ın emri ve dâveti üzerine Kâbe’yi ziyarete geldiklerini bütün kâinata ilân ediyorlardı. Kâbe’nin tepesinde uçuşan kuşlar ise, lisan-ı halleriyle bu mü’min yürekleri alkışlıyorlardı sanki!

İbrahim, İsmail’le birlikte Ev’in (Kâ’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle duâ etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin” (Bakara Sûresi, 127) Beytullah’a bakarken dalıp giden Marianne, hıçkıra hıçkıra ağlayarak Kâbe’nin mukaddes duvarlarına tutunan onlarca insanın “Ya Rab! Günahkâr bir kul olarak kapına geldim. Senden başka Rab yok ki ona gideyim! Âlemleri yaratan Yüce Yaratıcı Sensin ve Sen affı çok sevensin. Yalvarıyorum Allahım! Beni, ailemi ve bütün Mü’minleri affet” diye duâ ettiklerini düşündü. Evet; dilleri, renkleri ve kültürleri çok farklı olan binlerce insan Beytullah’ın çevresinde tavaf yapıyorlar; binlercesi de Mescid-i Haram da namaz kılıp duâ ediyorlardı. Âdeta, tek yürek ve tek lisan olmuşlardı ve hep beraber “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke Lâ şerîke Leke Lebbeyk. İnne’l-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke, Lâ şerîke leke” diyerek Allah’ın emri ve dâveti üzerine Kâbe’yi ziyarete geldiklerini bütün kâinata ilân ediyorlardı. Kâbe’nin tepesinde uçuşan kuşlar ise, lisan-ı halleriyle bu mü’min yürekleri alkışlıyorlardı sanki!

“Hani Biz İbrahim’e Ev’in (Kâbe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) “Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut. İnsanlar içinde Haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler. Kendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun. (Hac Sûresi, 26-28) Sonsuz mutluluk içinde Kâbe-i Muazzama’yı seyre dalan Marianne’nin iman dolu güzel yüreğinden şunlar geçiyordu:

“ Rabbim! Kuşkusuz; Sen beni hidâyete erdirmeseydin, ben hidâyete erenlerden olmazdım. Sen bana şah damarımdan daha yakınsın. Elbette, beni benden daha iyi biliyorsun; bunun idraki içindeyim. Lâkin; tahdis-i nimet bakımından ve nimete şükür olsun diye ben yine de başımdan geçenleri anlatacağım: Rabbim! Senin yardımınla çok uzun, karanlık ve engebeli yollar aşarak İslâm’a kavuştum. İslâm’a kavuşmadan önce neler yaşadım, neler!? Ailem dindar katoliktiler. Her hafta Pazar günü ailemle beraber kiliseye giderdik. Duvarlarında, İsa ve Meryem’in renkli renkli figürleri işlenmiş olan Katolik kilisesini çok seviyordum. Belki de, kilise korosuyla beraber şarkılar söylemek çocuk ruhumu okşadığı için kiliseyi seviyordum kim bilir! Dokuz yaşıma gelince, kilise faaliyetlerine katılmaya başlamıştım. Artık, hergün kiliseye gidiyor ve bana verilen görevleri yerine getiriyordum. Rahipler tarafından bize verilen vaazlar ve dersler de çok hoşuma gidiyordu. Çocukluğumun verdiği saflıkla olacak, rahiplerin söylediklerine inanıyordum.

Bu durum üniversite çağıma kadar devam etti. Küçüklüğümden beridir din eğitimi aldığım için üniversite eğitimimi de “Hıristiyan Teolojisi” üzerine yapmaya karar vermiştim. Bu yüzden, Macaristan’ın en itibarlı üniversitelerinden biri olan Budapeşte Katolik Ünversitesinde “Teoloji Fakültesi” ve “Macar Edebiyatı ve Afrika Araştırmaları Bölümü”ne aynı zamanda kayıt oldum. Hıristiyan Teolojisi üzerinde akademik okumalarım derinleştikçe, küçüklüğümden beridir çok sevdiğim bu dinde bir çok çelişki olduğunu gördüm. Teslis denilen ve “Baba / Oğul / Kutsal Ruh”un oluşturdukları tanrı akidesi ve İsa’nın annesi Azra (Hz. Meryem) ve Azizlere tapınmak aklın alacağı iş değildi. Dolayısıyla, çevremdekilere bu fikrimi alenen söylemeye başlamıştım. Bununla beraber, kilise ile olan alâkamı da tamamen koparmamıştım, ama artık ayinlere katılmıyordum.

2000 yılında, kilisenin tertiplediği geziye katılarak dinî ziyaret (Hıristiyan Haccı) için mukaddes topraklara (Kudüs) gittim. Mukaddes topraklara giderek İsa’nın doğduğu yeri (Nasıra) görebilmek, İsa’nın Via Dolorosa (Acılar Yolu) boyunca durakladığı 14 nokta üzerinde yürümek bütün Katolikler gibi benim de rüyalarımı süslerdi. Surlarla çevrili olan Doğu Kudüs’ün insanı büyüleyen olağan üstü güzellikte bir yer olduğunu gördüm. Kıyamet kilisesinden yükselen çan sesleriyle Mescid-i Aksa ve Kubbetüssahra’dan yükselen ezan seslerinin semada kucaklaşması ilâhî bir melodi oluşturuyordu! Kudüs’e gitmeden önce hiç Müslüman tanımamıştım. Bu ziyarette Müslümanları tanıma imkânına da kavuşmuştum. Hıristiyanlığın kökleri Yahudiliğe dayandığı (judeo- Cristian) ve anne tarafımdan bazı akrabalarım Yahudi oldukları için Yahudilik hakkında yeterli bilgiye sahiptim. Ama İslâm hakkında derinlemesine bilgim yoktu.

 

Orada tanıştığım Müslümanlara İslâm hakkında sorular soruyordum. Böylece; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm arasında kıyaslama yapabiliyordum. Hıristiyanlıkta; teslis akidesi, kul ile tanrı arasında aracı bulunması ve insanların günahkâr olarak doğdukları mefhumları insanın aklını karıştırdığı gibi, Yahudiliğin esaslarından olan “Yahudiler Tanrı Tarafından Seçilmiş İnsanlardır” akidesi de kabul edilemez birşeydi. Müslümanlardan öğrendiğime göre İslâm çok çok farklıydı. Meselâ; İslâm’da kulluk, şeriksiz olarak bütün kâinatı yaratan Allah’a yapılırdı. İbadetlerde aracı kabul etmeyen İslâm dininde, kul tevbesini de duâlarını da aracı olmadan yapabiliyordu. Tanrı önünde insanlar renklerine ve milletlerine göre değer kazanmıyorlardı. Kul olarak üstünlük derecesi, ancak takva sahibi olmakla kazanılabiliniyordu...

Kudüs ziyaretim esnasında, çok az bildiğim Arapçamla derdimi anlatabiliyordum, ama din gibi derin meseleleri anlamak için kapsamlı bir eğitimden geçmem gerektiğine kanaat getirmiştim. Bu yüzden, 2002 yılı Eylül ayında Arapça okumak için Kuveyt’e gittim. Kuveyt Üniversitesi Dil Merkezinde okurken ve kaldığım kız yurdunda Müslümanları daha yakından tanıdım. Zaman zaman, İslâm Tanıtma Merkezinin faaliyetlerine de katıldım. Bu vesile ile Türk, Pakistanlı, Hintli, Srilankalı ve Arap Müslümanlarla dostluklar kurdum. Batı medyasının kötü propagandasına rağmen, Kuveyt’e gelince İslâm’a olan ilgim daha da artmıştı. Müslümanları taklit ederek namaz kılmaya başlamıştım. Hatta, oruç da tuttum.Ve nihayet, 10 Aralık 2002’de resmî olarak şehâdet getirdim. Müslüman olunca, sanki üzerimden dağlar kadar yük kalkmıştı! Mutluluğumu sevdiklerimle paylaşmak istiyordum... Hemen telefona sarılıp, Macaristan’daki ailemi ve nişanlımı aradım ve Müslüman olduğumu bildirdim.

Ailem durumu kabullenmek istemiyordu. Ateist olan nişanlım ise, benim mutluluğumdan memnun olduğunu söyledi. Sömestr tatilinde Macaristan’a gittim. Nişanlımın Müslüman olması için çok çabaladım, ama çabalarım bir netice vermedi. Tatil bitiminde tekrar Kuveyt’e döndüm. Arap Dili ve Edebiyatı ve Felsefe üzerine yoğun okumalar yaptım. Aynı zamanda da, Tabari’den Yusuf, Bakara ve İsra Sûrelerinin tefsirlerini, İmam Nevevi’nin 40 Hadis Kitabını ve Buhariden seçmiş olduğum bazı bölümleri okudum. İslâmî okumalarımın neticesi olarak bu arada da örtündüm.

2003 yılı Mart ayında Amerikalılar Irak’ı işgal edince, eğitimimi yarıda kesip ülkeme dönmek zorunda kaldım. Beni başörtülü olarak karşılarında gören ailem, Müslüman olup namaz kılmama karşı çıkmadıklarını, ancak baş örtüsü gibi Müslüman olduğuma işaret eden kıyafetle Macaristanda dolaşamayacağımı söylediler. Bu arada nişanlımla evlendim. Onun Müslüman olması için yine çok gayret göstermeme rağmen başarısız oldum. Ailemin tutumu ve eşimin İslâm’a olan soğukluğu karşısında çaresiz kalıp tekrar Kuveyt’e döndüm. Doğrusu, eşimin İslâm’ı kabul etmemesi beni derinden düşündürüyordu. Onu seviyordum ve ayrılmak istemiyordum. Lâkin, Müslüman olmadığı takdirde İslâm kanunlarına göre ayrılmak zorunda kalacaktım; bu yüzden çok çok üzülüyordum.

Rabbim! Artık işim Sana kalmıştı! Eşimin hidâyete ermesi için bir taraftan duâ ediyordum; bir taraftan da, gerek yazışmalarımızda ve gerekse telefonla konuşmalarımızda ona İslâm’ın güzelliklerini anlatıyordum. Bu durum, 2003 Aralık ayına kadar devam etti. Bir ara ülkeme kısa bir ziyaret yapma imkânı yakaladım. Eşim için el dokuması bir İran Seccadesi satın aldım. Seccadeden mânevî olarak etkilenir ve İslâm’a girmeyi düşünür diye umuyordum. Ancak; Macaristan’a gidince büyük bir sürprizle karşılaştım! Sevgili eşim bir ay önce (Kasım) Müslüman olmuştu. Tatil izninde bana vereceği çok özel hediye olsun diye de Müslüman olduğunu benden saklamıştı! Dünyalara değer bu haberi alınca o kadar çok sevinmiştim ki!

Bu güzel haber üzerine izinde daha fazla kalmak istiyordum, ama Kuveyt’e dönmem lâzımdı. Çünkü, Kuveyt İslâm Tanıtma Merkezi yeni Müslüman olmuşlardan her yıl bir gurubu Hacca götürüyordu. O yıl beni de guruba katmışlardı. Eşim de Hacca gelmek istiyordu, ama maddî olarak Hac masrafını karşılayacak gücü yoktu. Ailesinden yardım rica etti, ama oğullarının Müslüman olmasına çok kızmış olan eşimin ailesi, Hacc parasını veremeyeceklerini söylediler. Bunun üzerine, eşimi Macaristanda bırakıp kendim Hacca gitmek için Kuveyt’e döndüm. Eşimin Haccı için tam ümidi kesmişken, bir mû’cize olmuştu! Suudi Arabistan Kralı Fehed bin Abdulaziz el-Suud’un özel kontenjanı ile değişik milletlerden yeni Müslümanlara Hac imkânı sağladığını ilân etti. Eşim de bu kontenjandan faydalanarak son anda Hacca kavuştu. Sevgili eşimle Mekke’de buluştuk. Şeytan taşlamanın ikinci gününde, İslâm kanunlarına göre dinî nikâhımız kıyıldı.

Evet Rabbim! Bana ve eşime doğru yolu gösterip bizi dünya ve ahiret zindanlarından kurtardığın için sana binlerce defa şükürler olsun.

 

http://www.yeniasya.com.tr/haber_detay2.asp?id=52526

 

 

 

Tags : KOCAYUSUF
Category : Not specified | Comments (0) | Write a comment |





DİĞER SİTELERİM
  • HAK YOL İSLAM


  • İSLAM VE HİDAYET-1


  • İSLAM VE HİDAYET-2


  • BALLAR BALINI BULDUM-1


  • BALLAR BALINI BULDUM-2


  • DİNİ ŞİİRLER


  • İSLAM VE BİLİM-1


  • İSLAM VE BİLİM-2


  • İSLAM VE SANAT


  • İSLAM VE ÇOCUK


  • YEŞİLAY-SAĞLIK-1


  • YEŞİLAY-SAĞLIK-2


  • GERÇEK TARİH-1


  • GERÇEK TARİH-2


  • PEYGAMBERLER TARİHİ-1


  • PEYGAMBERLER TARİHİ-2


  • İSLAMİ HAYAT


  • İSLAMİ VİDEOLAR-1


  • İSLAMİ VİDEOLAR-2


  • İSLAMİ VİDEOLAR-3


  • ISLAMIC VIDEOS(İngilizce)


  • SOHBETLER VE VAAZLAR


  • VAAZ DİNLEYİN-1


  • VAAZ DİNLEYİN-2


  • KUR'AN DİNLEYİN


  • İLAHİ SÖZLERİ


  • ARAPÇA KURSU


  • OSMANLICA KURSU


  • EHL-İ BEYT VE SAHABELER


  • İBRETLİK KISSALAR


  • İSLAMİ RESİMLER VE GİFLER


  • İSLAMİ RESİMLER VE E-KARTLAR


  • BULMACALAR-1


  • BULMACALAR-2


  • FARKLI PENCERE-1


  • FARKLI PENCERE-2


  • AVRUPA BİRLİĞİ DOST MU?-1


  • AVRUPA BİRLİĞİ DOST MU?-2


  • KOCAYUSUF'UN YAZILARI-1


  • KOCAYUSUF'UN YAZILARI-2


  • İSLAMİ DERGİLER-1


  • İSLAMİ DERGİLER-


  • 2
  • MERAK EDİLEN İSLAMİ KONULAR-1


  • MERAK EDİLEN İSLAMİ KONULAR-2


  • GARİP VE İLGİNÇ OLAYLAR


  • İLAHİLER EZGİLER MARŞLAR VE ŞİİRLER


  • İLAHİLER EZGİLER MARŞLAR VE ŞİİRLER


  • EVRİM ALDATMACASI


  • ATEİZMLE MÜCADELE


  • KUR'AN-I KERİM MEALİ


  • AYETLER-HADİSLER-ÖZLÜ SÖZLER-1


  • AYETLER-HADİSLER-GÜZEL SÖZLER-2


  • BATIL DİN HİRİSTİYANLIK


  • BATIL DİN MUSEVİLİK


  • YEHOVA ŞAHİTLERİ VE MASONLUK BAĞLANTISI


  • MASONLUK VE SİYONİZM


  • VERSES-HADİTHS-QUOTATİONS-VİDEOS



  • TAVSİYE SİTELER
  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-1


  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-2


  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-3


  • MAZLUMLAR VE ZALİMLER-4


  • KAVİMLERİN HELAKI-1


  • KAVİMLERİN HELAKI-2


  • ÇAĞRI FİLMİ


  • İSRAİL ZULMÜ


  • Y.MUCİZELER-2


  • İSLAMİ BİLGİLER VE DUALAR-1


  • İSLAM VE KADIN-1


  • İSLAM VE KADIN-2


  • SORULARLA İSLAM-1


  • SORULARLA İSLAM-2


  • DUALAR-1


  • DUALAR-2


  • MEZHEBLER TARİHİ


  • VAAZLAR


  • DİNİ MAKALELER


  • ÇEŞİTLİ DİNİ VİDEOLAR


  • İLAHİLER EZGİLER VE ŞİİRLER


  • ESMÂU'L-HUSNA


  • YENİ BOYUT


  • ARKADAŞINA TAVSİYE ET!


     ARKADAŞINA TAVSİYE ET!

    COMPTEUR(SAYAÇLAR)











    Paylaş
    | Contact author |